|
Sayfa 2 / 4 Sevgi ve şefkat Her çocuk sevilmek ve anlaşılmak ister. Çocuğun anne-babası tarafından sevildiği kadar öğretmeni tarafından da sevilmeye ihtiyacı vardır. Çocuk ailedeki sıcak, samimi ve karşılıksız ilgiyi okulda da görebilmelidir. Çocuk okula başladığında anneden ayrılma korkusu yaşar; bu korku, okulu ve öğretmeni çok sevmesiyle aşılabilir. Öğretmeni tarafından sevilmeyen veya sevildiğini hissetmeyen çocuk, öğretmenden gelen hiçbir şeyi kabullenmez, benimsemez ve neticede eğitimden beklenen maksat hâsıl olmaz. Ancak öğretmen; çocuğun elinden tutar, onu sever, okşar, kucağına alır ve öperse, çocukta öğretmene karşı güven hissi oluşur. Bu da çocuğun karakterinde öğretmenin istediği şekilde değişiklikler meydana gelmesini kolaylaştırır. Zîrâ sevgi dolu bir öğretmenin, çocuğun karakterinin şekillenmesinde büyük rolü olduğu bilinen bir gerçektir. Çocuğun sevilmemesi, sağlığı açısından da ciddi problem olabilir. Depresyon ve buna bağlı olarak vücut direncinin düşmesi çeşitli hastalıklara yol açar ve çocuğu sağlıksız ve mutsuz hâle getirir. Sevgi gören çocuğun ise vücut direnci güçlü olur, küçük rahatsızlıklar ciddi bir hastalığa dönüşmeden atlatılır. Anne-babalar genelde çocuklarına kimsenin kendileri kadar iyi bakamayacağına ve eğitemeyeceğine inanırlar. Çocuklarını okula bırakıp gittikleri zaman gözleri arkada kalır ve kafalarında birçok soru işareti dolaşır. Bundan da kolayca kurtulamazlar. Ancak öğretmen, çocuğu sevgiyle kendisine bağladığında durum değişir. Hattâ bu sevgi ve bağlılık bazen o kadar ileri gider ki, mesâi bittiği halde çocuk okuldan ayrılmak istemez veya öğretmenin kendileriyle birlikte evlerine gelmesini ister. Bu çocuklar sabahları evden okula çıkarken ve anne-babadan ayrılırken hiç zorluk çıkarmaz, okula büyük bir istekle gelirler. Bazen annelerinin yanında öğretmenine öyle bir sevgiyle sarılırlar ki, bu sevgiden memnun olmayan anne-baba yoktur. Çocuklarının mutlu olması onları da mutlu eder. İşte bu güzel tablo öğretmenin çocukları anne şefkatiyle sevmesinin meyvesidir. Nasıl ki bir kadın, annelik duygusuyla çocuğunun her zahmetine severek katlanır, hattâ bu işte hiç zahmet hissetmez. Bu vazifeyi gönülden yüklenen öğretmen de çocuklara anne şefkati, merhameti ve muhabbetiyle davranır. Bu karşılıksız sevgi onun için aynı zamanda mânevî bir kazançtır; bir hadiste de ifadesini bulduğu gibi, öpücük sayısı kadar cennetteki derecesi yükseltilir. Melekler de bunları yazar.
|