|
Sayfa 3 / 4 Bu verilerden yola çıkarak eğitimde cinsiyet üzerine yeni bir ilmi şekillenmeye gidilmelidir. Nasıl ki farklı alanlarda eğitim gören iki ayrı gruba farklı stil ve farklı yaklaşım gerekiyorsa, mühendise anlatılan fizikle öğretmene anlatılan fizik nasıl farklı oluyorsa kabiliyet farklılıkları da daha yi değerlendirilip ilmi bir sonuca varmak mümkündür. Bu meseleye bir de öğretmen açısından bakılmalıdır. Öğretmen sınıf içerisindeki farklı algılama ve beceriye yönelmiş gruplara müfredatı uygularken kızlar için ayrı erkekler için ayrı bir taktik mi uygulayacak yoksa bu ikilemin ortası var mı? Eğer varsa, kadınlar bu imkanlara rağmen erkeğin yanında modern dünyada neden yerini alamamış ve neden aynı alanda aynı beceriyi gösterememiş? Neden kadınlar 1960-1970 cinsiyet devrimi ile Shere HITE’nin de dediği gibi sadece “orta malı, arzuların tatmin aracı olma” durumuna düşmüşler ve birkaç istisna dışında varlık gösterememişlerdir? Erkekle aynı sırada yetiştirilmiş ve aynı ideal ve yönlendirmeyle hep yardımcı pozisyonda olan kadınlar insani ilişkilerin yoğun olduğu mesleklere talip olmuşlarsa da daha da ileriye neden gidememişlerdir? Kız ve erkeklerin aynı sırada eğitime tabi tutulmasının eskiden uygulanmayıp da şimdi uygulanıyor olması ve bu çıkmazı oluşturmasını Anne MOIR “Tarihte ilk defa erkek ile kız aynı sırada ve aynı eğitime tabi tutulmuştur” diyerek açıklıyor ve her iki cinsiyetin de becerilerini uygun alanlarda kullanamadığını söylüyor. Kadın ve erkek arasındaki bu farklılık öyle sanıldığı gibi yüzeysel değildir. Bilakis toplumun birer ferdi olma açısından eşit ama bunun dışında eğer iki cinsiyet kıyaslanacaksa beceri ve kabiliyetlerde eşitsizlikler görülmektedir. Bu durumu Anne MOlR “farklılıklar, kuşkusuz daha derinlere inmektedir. Beyinde, beynin yapısında, önceliklerinde ve stratejilerinde yatmaktadır. Bunlar da umutlarımızı, amaçlarımızı, becerilerimizi ve yeteneklerimizi yönlendirir. Farklılıkların üreme olgusuna indirgenmesi fikri, yalnızca ilmi gerçeği değil, aynı zamanda erkek veya dişi insanlığımızı görmemezlikten gelmektir” diyerek ifade etmektedir. Eşitlik düşüncesiyle alakalı da Alice ROSSI “Çeşitlilik biyolojik bir olgudur, oysa eşitlik, politik, ahlaki ve toplumsal bir kavramdır” diyerek eşitlik kavramının bilimselliğine karşı kuşkusunu dile getirmektedir. Eğitim sürecinin anaokulu ve ilköğretim gibi ilk döneminde erkek çocuklar pek başarılı olamıyor. Oysa ergenlik çağına gelince erkeklik büyük bir atılım göstererek, konuşma ve yazma alanlarında kızlara yetişiyor ve matematiksel beceride onları aşıyorlar. Erkek IQ puanları, on dört-on altı yaş arasında hızla yükselir, oysa kızların IQ puanları bu yaşlarda durgunlaşır, hatta bazen de düşer. Her ne kadar kızlar saymayı erkeklere oranla daha erken yaşlarda öğrenseler de -zaten her şeyi daha erken yaşlarda öğrenirler- erkekler kısa bir sürede matematiksel mantıkta daha üstün olurlar. Kızların matematikteki üstünlükleri zamanla basit toplama çıkarma işlemlerinden teorik seviyelere geçtikçe azalır. Yani beceride eşitsizlik bütün zaman dilimlerinde, aralarındaki farkı netleştirerek devam eder. John HOPKINS Üniversitesi, Boston’daki üstün yetenekli çocuklar arasında 1972 yılında bir yetenek araştırması yapmıştır. Araştırmaya on bir-on üç yaşları arasında ve matematiksel yetenek ve sözel IQ açısından en yukarıdaki yüzde üçü teşkil eden binlerce çocuk katılmış ve testin matematiksel bölümünde erkekler daha başarılı olmuştur. Erkeklerin kızlara karşı başarısı testin zorluğuyla doğru orantılı olduğu ortaya çıkmıştır. Sekiz yüz erkekte 420 + puan alınan testlerde erkekler kızlara 1.5:1 oranında başarı sağlamış, 500 + puanda bu 2:1 olmuş, 600 + da 4:1 ve en üst 700 + düzeyinde ise oran 13:1 olmuştur.
Açıktır ki cinsiyete bağlı farklılıklar yaş ilerledikçe daha belirgin olmaktadır. Erkek hormonu göze dayalı uzay- mekan becerilerini pekiştirir, oysa dişi hormonlar bu becerileri zayıtlatır. Bu yüzden de matematikte farklılıklar erkekler erişkin olduklarında daha da artar.
|