header image
Akifaltundal.net Anasayfa
Matematiksel Bilgi Matematiksel Bilgi
Matematiksel Teknoloji Matematiksel Teknoloji
Matematiksel Sanat Matematiksel Sanat
Matematik Kültürü Matematik Kültürü
Matematikle Eğlence Matematikle Eğlence
İletişim
Site içi arama
1 SAYI
1 MATEMATİKSEL RÖPORTAJ
1 GEOMETRİ MAKALESİ
1 MATEMATİK FIKRASI
1 MATEMATİK MADALYASI
1 MATEMATİK REKORU
1 MATEMATİK MAKALESİ
1 EĞİTİMSEL MAKALE
1 MATEMATİKSEL ŞİİR
1 MATEMATİK YARIŞMASI
1 MATEMATİK HABERİ
1 MATEMATİK PROGRAMI
1 GEOMETRİ PROGRAMI
1 GEOMETRİ KONULU ŞİİR
1 AZERİ MATEMATİK VİDEOSU
1 MATEMATİK FRAGMANI
KULLANICI GİRİŞİ
Kullanıcı Adı

Şifre

Beni hatırla
Şifre Hatırlatıcı
Hala hesabınız yok mu? Oluşturmak için
Haberler arrow Matematik haberleri arrow Hiperrasyonel hırsızlar Akşam 2007
Hiperrasyonel hırsızlar Akşam 2007 Yazdır E-Posta
Ocak 24, 2008 00:16

Matematik ne işe yarar? "Matematik dersi neden var ki, ne işime yarayacak karekök almak benim?" sorusu hiperrasyonelliğin en güzel örneklerinden birisidir. "Bir işe yarama", hiperrasyonel düşüncenin temel varsayımıdır. 

Evimizin kapısının önünden bir sokak geçiyor. Bir parmaklığın arkasında yetiştirdiğimiz Sakız (adası) sardunyaları küresel ısınmayı bahar geldi sanıp, çiçek açtılar. Parmaklıktan sokağa fışkıran çiçekler, kapının önünden geçen sabah yürüyüşçüsü birkaç kadının dikkatini çekmiş. Bunu nereden anladım? Evden çıkarken bir de baktım ki, kadınlardan bir tanesi sardunyaları sapından köküyle, hatta toprağıyla, avuçlamış çekeliyor. "ne yapıyorsunuz?" dememle birlikte, "eh, sizde bunlardan çok var" diyerek işleme devam ettiler. Ben de böyle durumlarda adetim olduğu üzere saksılarımızın soyulmasına bakakaldım..

Neden tepki veremediğimi düşündüm Çok olan bir şeyden az bir şey almanın bir sakıncası olmayacağı düşüncesi ilk duyuşta pek de mantıksız gelmemişti. Birazcık almakla bitecek değildi ya. Tıpkı bir çocuğun misafirliğe gittiği evde sağdan soldan bulduğu şeyleri cebe atması, kendisi ile başkası arasında ayrım yapamadığı için kendisine ait olan ile başkasına ait olana arsındaki farkı görememesi gibi. Hırsızlığı sadece özel mülkiyet dönemi ile özdeşleştiren, dolayısıyla bir adaletsizliğin düzeltilmesi anlamında, biraz da Robin Hood'ca biçimde, kabul edilebilir gören yaklaşımları belki başka zaman tartışırız.

Benim derdim kendi ellerimle diktiğim Sakız sardunyalarının tanımadığım bir takım kişilerce yolunmasından ibaret. Bu davranışa getirdikleri açıklamayı bir an için rasyonel gördüğümden ötürü de kendime şaşırdım önce. Sonra, bu rasyonel düşüncenin aslında yabancısı olmadığımı, "Devletin malı deniz..." diye başlayan özdeyişin anavatanında olduğumu hatırlayarak, kendimi avuttum. Mantıklılık ve rasyonellik ile hırsızlık arasındaki kuvvetli ilişkinin atasözleri düzeyindeki bir başka sloganı da "minareyi çalanın kılıfı hazırlaması" ifadesinde vücut bulur.

Kendi içinde tutarlı, bir "dümdüz" mantık dizisine uyan anlamdaki rasyonelliğe en güzel örnekleri çocuklukta bulabiliriz. Belki bu tip rasyonelliği akıllı uslu düşünme anlamına gelen rasyonellikten ayırt edebilmek için, hiperrasyonel demek, aklı başında insanları incitmekten beni kurtarır.

Matematik ne işe yarar? "Matematik dersi neden var ki, ne işime yarayacak karekök almak benim?" sorusu hiperrasyonelliğin en güzel örneklerinden birisidir. "Bir işe yarama", hiperrasyonel düşüncenin temel varsayımıdır. Üstelik, bir işe yarayacaksa bugün yaramalıdır. Yarın ne olacağını kim bilebilir? Yarar görünmelidir, ya nakitte kalınmalı ya da gayrimenkulden şaşılmamalıdır. Ticaretin sanayiye, kulaktan dolma bilginin bilime, popun klasiğe, tembelliğin çalışmaya üstün tutulması, "ne yararı var ki?" sorusu ile başlayan düşünce zincirinin kaçınılmaz sonucudur. Sadece işe yarayan şeyler yapmak, "abuk sabuk şeylerle", "entel dantel işlerle" uğraşmamak, sanki üretken bir toplumun temel ilkesi gibi gözükse de, "havadan sudan", "suya sabuna dokunmadan" konuşmanın ustaları da hiperrasyoneller arasından çıkarlar.

Ülkemizdeki her 10 öğrenciden 11'inin başının kuşaklar boyu dertte olduğu matematik dersini lüzumsuz bulmak (dört işlem bilmenin dolar milyarderi olmaya yettiğinin ülkesinde), ülkenin bölünmezliğini savunmak ya da Türkiye'nin Türklere ait olduğunu söylemek kadar prim getiren, nerede söyleseniz omuzlara alınmayı garantileyen bir başka önermedir (oxymoron'a karşılık gelen güzel bir Türkçe kelime bulun, onu kullanayım). Matematik problemi çözerken ya da geometri teoremi (geometrinin düşmanı da çoktur bu arada) ispatlarken kullandığınız beyin bölgelerini, bir sorunu birkaç yönüyle ele alırken, gündelik hayatımızda kararsız kaldığımız durumlarda seçenekleri kıyaslarken de kullandığınızı söylemem ikna edici olmaz. Çünkü, "her şey matematik değildir", "hayatta iki kere iki her zaman dört etmez" ya da "her şey öyle okulda öğretildiği gibi değil" sloganlarının gürültüsü, ne demek istediğinizi bile anlatamadan sizi susturur.

Hiperrasyonel fanatiktir. Hiperrasyonellik tek düze, yeni açılımlara yer bırakmayan, kendi içinde tutarlı, monoblok, kafa karıştırmayan, o yüzden de anlaması kolay ve de inandırıcıdır. İnandırıcı, akla yakın, mantıklı olmak hakikati temsil anlamına gelmez. Faşizm ve benzeri toptancı ve hipernasyonel ideolojilerin düşünce altyapısı bu anlamda en akla yakın, en tutarlı tezleri içerir, tek kelimeyle, hiperrasyonel olarak tanımlanabilirler. "Asmayalım da besleyelim mi?" ile başlayan inciler, ya da "benim öngördüğüm şekilde yaşamıyorsa, zaten yaşamıyor demektir, öyleyse zaten yaşamıyor olanı öldürmek bir cinayet değil, bir hizmet sayılmalıdır". Aklı başında birçok gencin, son siyasi cinayetler hakkında "eh başka türlü olamazdı" gibisinden birçok yetişkini dehşete düşüren, bu arada aynı konuda "su testisi su yolunda..." söylemli yetişkin yazar çizerleri de aşan ifadeleri, gençliklerinin hiperrasyonelliğine bağlanabilir.

Hiperrasyonellik gençliğe, hatta çocukluğa özgüdür. Peki, ülkenin genç olmayan nüfusunun hiperrasyonelliğini neye bağlayacağız? Genç kalmalarını neye borçlular sizce?

Sakız sardunyalarımı çalan kadınların dediği gibi, "ötekinde bu kadar çok varsa, birazcık almakta bir sakınca yoktur". Çalmak, yapmaktan ya da üretmekten kolaysa, kalkıp o kadar "uğraşmak ne işe yarıyor?" ise, hırsızlığın ne sakıncası var hakikaten?



Esprinin hiperrasyoneli

Gençlere cep telefonu hattı reklamındaki espriler nedense gençken tercih edilir. Belki gençlerin mantığı bu dönemde sadece hayatı değil, hayatın dilini de farklı görüyor. İşim gereği her yaştan çocuk ve gençle, bilhassa da, kafası orijinal biçimde işleyen, toplumun çoğunluğundan farklı olanlarıyla çok zaman geçiriyorum. Espri anlayışları bana da bulaştı, kendi çocuklarımı cumartesi faaliyetlerinden almak için oyalanırken kendi kendime birkaç tane uydurdum, yazıyı hafifleteyim: "Yunan-lı mısınız? Hayır, Yunan-sız-ız" Bu saçmalama sürecine kızım da katkıda bulundu: "Fransızların neyi eksiktir? Fran'ları. " Devam etti: "ben çok gül-düm, sen de papatya". Espri yağmuru bizi dinleyen tanımadığımız bir başka çocuğun "anıtK1, anıtK2" katkısı ile sonlandı. Kendi çocukluğumdan hatırladığım, Amerikan esprisi adıyla anılan, soğuk esprilerden birisi son dakikada aklıma geldi: "Adamın başına radyo düşmüş, ama bir şey olmamış. Neden? Çünkü radyoda hafif müzik çalıyormuş, hah hah ha..." Amerikalılar bir, biz iki. Hiperrasyonelliğin kralıyız, kraliçesiyiz (bu son cümle de 8 Mart'a benim katkım)

05.03.2007

Kaynak: Akşam  

<Önceki   Sonraki>
MATEMATİK ŞARKI
start Player
MATEMATİKÇİ PULU
HİPERBOLİK UZAY
Escher 2. galeri
FOTO MATEMATİK
C.Sequin Galeri
MATEMATİK AFİŞİ
G.W.Hart galeri
KARİKATÜR
M.C.Escher galeri
MATEMATİK KİTABI
MATEMATİK AFİŞİ2
MATEMATİK FİLMİ
MATEMATİKÇİ ALİM
BIr CIft soz
Ornekler, matematigin yardimi olmaksizin sonuclari aciklamanin bir deneyci icin ne kadar zor oldugunu gosterir. LORD RAYLEiGH
ZİYARETÇİLERİMİZ
Çevrimiçi 26 ziyaretçi
Ziyaretçiler: 774820