|
Hayatın her alanından zevk almayı bilen, çok farklı kesimlerden dostları bulunan sıra dışı bir bilim adamıydı Prof. Murat Sertel. Geçtiğimiz günlerde geçirdiği kalp krizi sonucu aramızdan ayrıldı. 10 dil bilen; kitaplarda yazılı bilgileri değil, bilinmeyenleri öğreten; Oyun Teorisi’ne önemli katkılar yapan; şarabın ve yemeğin iyisini bilen; profesyonel şarkıcılık yapmış, mükemmel dans eden; sanattan anlayan bu matematik dehasının çok renkli bir kişiliği vardı
Ömer Uluç (Ressam) "Sihirbazlar gibi kol altından kart çıkaran bir adamdı" 25 yıllık arkadaşım. Bebek Oteli’nin barında tanışmıştık. Paris’te, sadece orada uzun boylu kalanların bildiği yerler vardır. Murat hepsini bilirdi. Orada bir bara giderdik. Barın sahibi çılgın bir Amerikalı yazardı. Sabaha kadar durmadan yazardı. Bodyguard’ları iki Türktü. Böyle ilginç yerleri bilirdi. Hani sihirbazlar vardır, kartlarını kollarından çıkarırlar, öyle bir adam. Kol altından kart çıkaran bir adamdı. Bir gün evinde bir davet verdi. Tansu Çiller de gelmişti. O zamanlar Çiller başbakan değildi. Murat dekan, o da hocaydı yanılmıyorsam. O davette benim yeni yaptığım bir gemi resmi teşhir ediliyordu. Murat onu benden satın almıştı. O sıralar Murat uçağa binemiyordu. Amerika’ya gemiyle gitmeye karar vermişti. Armatör Ali Koçman da ona şilebinde bir yer vermiş, Murat Amerika’ya 1,5 ayda gitmişti. O da Ali Koçman’a jest olarak bu gemi resmini hediye etmeye karar verdi. Çiller davette o resmi gördü. Beni göstererek, dediler ki, "Resmi Ömer Uluç yaptı." Çiller bana döndü ve "Sizin mesleğiniz nedir?" diye sordu. Küçük dilimi yuttum. Ne yanıt verdiğimi hatırlamıyorum. Herhalde bu adamın başka bir mesleği olsa gerek, diye düşündü. Çiller maaşallah kültür konusunda küp gibi bilgisiz. Sonra biraz konuşalım dedik ama hiçbir şey bilmiyordu. Çiller’in kültürün hiçbir alanıyla uzaktan yakından alakası olmadığı açık. Komet (Ressam) "Dünyanın her şehrinde kendini oralı yapardı" Murat Sertel’le doğum günümüz aynı gündü. Doğum günümüzü birkaç sene önce büyük bir arkadaş grubuyla onların evinde kutlamıştık. Bu sene ise partiyi benim hazırlamamı kararlaştırmıştık. Benim için kültürlü, yaşam tadı yaratan bir arkadaştı. Bıyığını sıvazlayıp atkısını şöyle bir savurarak dünyanın her şehrinde kendini oralı yapardı. O şehrin (mesela Paris’in) en olmadık bir barında veya bir kütüphanesinde en olmadık ilginç ve değerli birileri ile sizi tanıştırıverirdi. Önümüzdeki 12 Temmuz, diğer 12 Temmuzlularla onun için toplanacağız. Vivet Kanetti (Gazeteci-Yazar) "Çevremizde hakiki salsa bilen tek adamdı" 23-24 yıl önce, Bebek’te bizim bir bar grubumuz vardı. Orada tanışmıştık. Devamlı geceleri gezerdik. Gece arkadaşlığımız vardı. Bir 14 Temmuz günü çıkıp Laila’ya gittik. Çok şık giyinmiş, kibar, beyaz insanlar vardı. Herkesin cool olduğunu görünce, "Ne biçim yer burası?" demişti. Sonra beni çekip çok müthiş, acayip bir dans yaptı. Herkes bize baktı, çok dikkat çektik. Değişik giyinmeyi, farklı danslar yapmayı çok severdi. Mesela Kübalılar gibi giyinip dans ederdi. Laila’da, Boğaz’ın kenarında, iyi okumuş, nazik ve cool görünümlü kişilerin arasında bambaşka bir zevke sahipti. Eğlence, danslar, müzik ateşli olsun, heyecanlı olsun, bağrı hafif açık olsun, hatta o açık bağırdan bir zincir görünsün, severdi böyle şeyleri. Öte yandan hiç de böyle olmayan bir akademik çevresi vardı. Ama geceleri bambaşka olurdu. Böyle ağır, bildiğimiz hocalardan, akademisyenliğini bir hale gibi taşıyanlardan hiç değildi. Çevremizde hakiki salsa bilen tek adamdı. Prof. Üstün Ergüder (Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi Direktörü) "Öğrencilerinden söz ederken gözleri parlardı" Murat Sertel’i 23 yıldır tanıyorum. 1992-2000 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi rektörü olduğum dönemde Murat Sertel de öğretim üyesiydi. Dünya çapında bir bilim adamıydı. Mesleğine son derece sadık bir kişiydi. Gündelik yaşantısı çok rahattı. İyi yaşamasını seven bir insandı. Ona bakıp, mesleğini ne kadar önemsediğini anlayamazdınız. Yaşantısından belli olmuyordu. Oysa o mesleğine aşıktı. Türkiye’de değişik iş yapan, mükemmeliyeti hedefleyen kişilerin önü kesiliyor. Kendisini her zaman desteklemeye çalıştım. Öğrencilerinden söz ederken Murat Sertel’in gözleri parlardı. Onlardan başarılı olanların kariyerlerini takip eder, onları iyi yerlere göndermek için elinden geleni yapardı. Prof. Haluk Oral (Boğaziçi Üniversitesi Matematik Bölümü) "Şarabın ve yemeğin iyisinden anlardı" 1979’da Türkiye’ye döndü. Son 20 yılda Türkiye’nin ekonomiye bakışını tamamen değiştiren adamdır. Ölümünden bir hafta evvel bile matematik konuştuk. Dünya çapında iki-üç isim sayılsa, biri o olur. Bütün dünyada "Oyun teorisi" konusunda çok saygın bir isimdir. Yaptıkları 15-20 yıl sonra daha da önem kazanacak. Klasik bir hoca değildi. Kitaplarda okunabilecek şeyleri değil, bilinmeyenleri öğretirdi öğrencilerine. Talebelerin düşünmelerini teşvik ederdi. Oyun Teorisi’ne çok önemli katkıları oldu. 80’den fazla makale yazdı. Şarabın ve yemeğin iyisinden anlardı. Duygu Sağıroğlu (Sahne tasarımcısı) "Hayatımda gördüğüm en parlak zekaya sahipti" Herkesten çok farklıydı. Ölümü de çok Muratça, acayip oldu. Ben 23 yıllık arkadaşıyım. Bebek’te bir arkadaş grubumuz vardı bizim. Orada dost olmuştuk. Sonsuza dek anlatılabilecek biri. Hayatta tanıdığım en parlak zekaydı onunki. İnsani zekasından söz ediyorum. İnsani bir zekası vardı. "Murat hocanın öğrencisi olmak ayrıcalıktı" Asistanı Yrd. Dr. İpek Sanver, Dr. Ayça Kara, Dr. Serkan Bahçeci • Matematiksel iktisat alanında, Türkiye’nin dünyaya açılan kapısıydı. Parlak zekası, akademik ahlakı, prensipleri ve renkli kişiliği ile uluslararası camiada saygın ve özel bir yeri vardı. Eşsiz bir hocaydı. Murat hocanın öğrencisi olmak desteği hep hissedilen bir ayrıcalıktı. Akademik ve yaşama ilişkin engin birikimini paylaşmak konusunda çok cömertti. Öğrencilerinden çok iyi Türkçe beklerdi • Her şeyde olduğu gibi, dilde de eşsiz bir yeteneği vardı: Türkçeyi mükemmel konuşur, konuşurken başka bir dilden hiçbir kelime kullanmaz, kullanılmasından da hoşlanmazdı. Boğaziçililer arasında Türkçe konuşurken, İngilizce terimler kullanmak yaygındır. Murat Hoca’yla konuşmadan önce bunların Türkçelerini öğrencilerin mutlaka bilmeleri gerekirdi. Aksi takdirde "İlk önce hangi lisanda konuşacağına karar ver, sonra konuşalım" derdi. Mutfak masası onun çalışma masasıydı • İngilizce, Almanca, Fransızca ve İspanyolcayı yazılı ve sözlü olarak mükemmel kullanır, ayrıca İtalyanca, Yunanca, Arapça, İbranice ve Portekizce bilirdi. • İyi bir müzisyendi. Saz çalardı. Gençliğinde İlham Gencer’in Şişli’deki barında profesyonel olarak solistlik yaptığı yakınları tarafından bilinirdi. Mükemmel dans ederdi. • Bir başka hobisi ise yemek yapmaktı. Oğlu Tevfik üniversite sınavına hazırlanırken, her akşam ayrı, özel bir mönü hazırlar ve alışverişini de kendisi yapıp pişirirdi. Mutfak masasını aynı zamanda çalışma masası olarak da kullanırdı. Gittiği tüm lokantalarda aşçı ve garsonları tanırdı. 2 Şubat 2003 Kaynak: Milliyet |